SEDEF ÇİÇEĞİ (Gön: Sedef Aksaç)
Seksenlerindeki yaşlı çiftin, mahkeme salonundaki hali içler acısıydı.
Adam, inatçı bakışlarla suskundu. Nine ise ağlamaktan iyice çukurlaşmış
gözleri ve keskin çizgileriyle bıkkın bıkkın etrafı süzüyordu. Hakimin
tokmak sesiyle uğultu sustu. Sözü yaşlı
kadına verdi, hakim:
- Anlat teyze neden boşanmak istiyorsun?
Yaşlı kadın, derin bir nefes çektikten sonra, baş örtüsüyle ağzını
araladı, kısılmış ve çatallaşmış sesiyle, konuşmaya başladı:
- Bu herif yetti gari! 50 yıldır bezdirdi hayattan!
Uzun bir sessizlik hakim oldu mahkeme salonunda. Çıt çıkmıyordu. Herkes
bekliyordu. Yaşlı kadının gözleri dolu dolu oldu, son bir gayret konuşmaya
koyuldu:
- Bizim sedef çiçeğimiz vardı, çok sevdiğim... O bilmez! 50 yıl önceydi...
Bana verdiği çiçeklerin arasından kopardığım bir yaprağı tohumlamıştım,
öyle büyüttüm sedef çiçeğimi... Yavrumuz olmadı, onu avrum bildim! Bir süre
sonra çiçek kurumaya başladı... O zaman adak adadım. Güneş açmadan önce,
her gece, bir tas suyla sulayacağım
diye... İyi gelirmiş dedilerdi... 50 yıl oldu, bu herif bir gece kalkıp
"Bir kere de bu çiçeği ben sulayayım!" demedi... Geçen gece
takatim kesilmiş. Uyuyakalmışım. Yapamadım! Onu susuz bıraktım...
Kurudu... Ben böyle bir adamla 50 yıl geçirdim. Hayatımı, umudumu,
herşeyimi verdim. Ondan hiçbir şey görmedim... Bir kerecik olsun, benim
bildiğim görevlerden birini yapmasını bekledim. Bir kerecik olsun sedef çiçeğimi
sulamasını istedim... Aklına bile gelmedi! Onsuz daha iyiyiyim, yemin ederim!
Hakim yaşlı adama dönerek:
- Diyeceğin bir şey var mı baba? dedi.
Yaşlı adam, bastonla zor yürüdüğü kürsüye, o ana kadar suçlanmış
olmanın utangaçlığını hissettiren bir yüz ifadesiyle yöneldi ve:
- Askerliğimi, reisicumhur köşkünde bahçıvan olarak yaptım. O bahçenin görkemli
büyümesi için bütün emeklerimi verdim... Fadime'mi de orada tanıdım...
Sedefleri de. Ona en güzel çiçeklerden buketler verdim... İlk evlendiğimiz
günlerin birinde boyun ağrısından onu hekime götürdüm. Hekim, çok uzun süre
uyanmadan yatarsa boynundaki ireç sertleşir, kötüleşir dedi. Her gece
uykusunu bölün, uyansın, gezinsin dedi... Hekimi pek dinlemedi bizim hatun.
Lafım geçmedi. O günlerde tesadüf bu çiçek kurudu. Ben ona, gece sularsan
geçer dedim. Adak dilettim... Her gece uyandı. Ne yaptım ettim, onu hep
uyandırdım... Ve gizlice seyrettim... O sevdiğim kadını, yavrusu bildiği
çiçekleri sularken izledim... Her gece o çiçek oldum ben... Sanki ona bu yüzden
tapabilirdim... dedi.
O yaştaki bir adamdan beklenmeyecek ifadelerle. Ve devam etti:
- Her gece o yattıktan sonra uyandım... Saksıdaki suyu boşalttım...
Sedef gece sulanmayı sevmez, hakim bey... Ama geçen gece... Yaşlılık
işte, uyanamadım... Fadime'mi de uyandıramadım... Çiçek susuz kalabilirdi
ama, boynu yine azabilirdi... Suçlandım... Sesimi çıkarmadım...