Free Web Hosting Provider - Web Hosting - E-commerce - High Speed Internet - Free Web Page
Search the Web

Ma'ruf Ve Münker
Buraya herhangi bir şey yazın
veya 

MA'RUF MÜNKER (YUSUF KERİMOĞLU)

 
 
 

     Allahu teala (c.c.) tarafından vahiy yoluyla indirilen , peygamberler tarafından tebliğ edilen insanların dünya ve ahirette kurtuluşuna vesile olan itikadi ve ameli nizama islam denir. Hz. Adem @' dan itibaren bütün peygamberler insanları " Allahu teala'ya iman etmeye ve salih ameller işlemeye" davet etmişlerdir. Nitekim kur'an-ı kerim'de: " Andolsun ki biz her kavme Allah'a ibadet edin. Tağuta kulluk etmekden kaçının diye (tebliğat yapması için) bir peygamber göndermişizdir." * hükmü beyan buyrulmuştur. İnsanları İslam'a davet etmek ve ihlasla tebliğ hizmetinde bulunmak salih bir ameldir. Bütün pegamberler kavimlerine bu tebliğimiz karşılığında sizden hiçbir ücret istemiyoruz. Bizim ücretimiz Allahu teala'ya aittir. diyerek, zihinlerde meydana gelebilecek şüpheleri gidermeye gayret etmişlerdir. İslam uleması bu konuda hassasiyet göstermiştir. Feteva-ı Hindiyye' de : " Vaaz eden ( tebliğde bulunan) kimsenn; insanlardan kendi nefsi için birşey talep etmesi helal değildir. Zira bu fiilde , tebliğ sebebiyle dünya menfaati elde etme vardır. Hülasa' da ve Tatarhaniye' de de böyledir "** hükmü kayıtlıdır. Kur'an-ı Kerim'de : " Sizden öyle bir cemaat (ümmet) bulunmalıdır ki (onlar) herkesi hayra çağırsınlar, iyiliği emretsinler ve kötülükden vazgeçirmeye çalışsınlar. İşte onlar muradına erenlerin ta kendileridir." *** hükmü beyan buyurulmuştur. İslam uleması " İyiliği emretmek(emr-i bi'l maruf) ve kötülükleri önlemeye çalışmak (nehy-i an'il-münker) farz-ı kifaye olan bir ameldir. Çünkü, bu işle meşgul olan bir cemaatin(ümmetin) bulunması emredilmiştir. Hiç kimse bu salih amelle meşgul olmazsa; farz olan bir amel topluca terk edildiği için, bütün müslümanlar mes'ul olurlar." hükmünde müttefiktir. Rasul-i ekrem @'in : Nefsimi yed-i kudretinde tutan Allah'a andolsun ki; ya siz iyiliği(ma'rufu) emredip, kötülükten (münkerden) vazgeçirmeye çalışırsınız, ya Allah kendi katından sizin üzerinize bir azap gönderir. O zaman ( azabın kaldırılması için) dua edersiniz. Fakatdualarınız kabul edilmez." buyurduğu bilinmektedir. Dikkat edilirse ; hakkı tutmak, iyiliği ( ma'rufu) emretmek ve kötülükten (münkerden) vazgeçirmeye çalışmak, islam dininin temel hedeflerinden birisidir. Dolayısıyla ma'ruf ve münker kavramları; kelime-i şehadet getiren her insanı yakından ilgilendirir. Şimdi bu kelimeler üzerinde duralım. Ma'ruf kelimesi " a- ra- fe " fiil kökünden glir. Lügatte; her insan bir şeyi özelliklerine bakarak duyularla kavramak, eserini görerek tefekkür ve akıl yürütme yoluyla idrak etmek ve nihayetine ulaşmak manasınadır. Aynı kökten gelen ma'rifet ve irfan kelimeleri, bu fiilin masdarıdırlar. Yine " a- ra- fe " fiilinden gelen " i'tiraf " kelimesini sık sık duyar ve kullanırız. Genel olarak; ferdin , aleyhine olan bir vakıayı kabul ve ikrar etmesi manasınadır. Ayrıca " tanışmak ve kalben ısınmak " manasına gelen " tearüf " aynı kökten gelir. Nitekim Kur'an-ı Kerim' de: " Ey insanlar! Hakikat biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Sizi (sırf) birbirinizle tanışmanız için (lite'arefû) büyük büyük cemiyetlere, küçük küçük kabilelere ayırdık." buyrulmuştur. Bu ayette geçen "lite'ârefu" ; tanışmak, kalben birbirine ısınmak, bilişmek gibi manalara gelir. Münker kelimesi, marufun zıddıdır. " ne - ki- ra 1 fiil kökünden gelir. Lügatte ; tanımamak, herhangi bir şeyi özelliklerini bile bile tanımamazlıktan gelmek ve karıştırarak tanımazlığa mahkum etmek manasınadır. Masdarı "nekr" dir. Kur'an-ı kerim'de bu manada kullanılmıştır: "Yusufun kardeşleri gelip onun huzuruna girdiler. (yusuf) onları tanıdı (fe'arefehüm). Onlar ise kendisini tanımıyorlardı.( münkirun)." ayetinde, ma'ruf ve münker birbirinin zıddı olarak kullanılmıştır. Türkçe' de; bile bile inkar eden ve tanımamazlıktan gelen kimseye münkir denir. Herhangi bir şeyi; etrafına cami, ağyarına mani olacak şekilde tanıtmaya ta'rif denilmiştir. Günlük hayatımızda ta'rifi bol bol kullanırız. Tarifin zıddı " tenkir" dir. Bunun manası ise; bir şeyi tanınmaz hale getirmek veya bunu gerçekleştirmek için iyice karıştırmaktır. İslam uleması: " Allahu teala'nın kitabında ve peygamberin sünnetinde güzel görünen, selim (ve sahih) akıl sahiplerinin indinde sevimli bulunan (müstahsen olan)her şeyin maruf olduğunda" ittifak halindedir. Münker ise; şer'an ve aklen kabul edilmesi mümkün olmayan her türlü kötülüğün ortak ismidir. Dolayısıyla islami ıstılahta ( tıpkı kelime manalarında olduğu gibi ) ma'ruf ve münker birbirinin zıddıdır. Resul-i Ekrem @ 'in : Allahu Teala'ya isyan hususunda mahlukata itaat yoktur. İtaat ancak ma'rufdadır. buyurduğu sabittir. İslami siyaset : " İnsanları dünya ve ahirette kurtulacakları yola irşed etmekle, onların selah  ve menfaatlerine çalışmak" esasına dayanır. Bu sebeple islami hükümlerin tamamı; iman ve adil siyaset çevresinde toplanır. Kur'an-ı Kerim'de : "İnsanları Allah'a davet eden, salih ameller işleyen ve ben şüphesiz müslümanlardanım diyen kimseden daha güzel sözlü kim olabilir? Ne (her) iyilik, ne de (her) kötülük bir olmaz. Sen kötülüğü (münkeri) en güzel yol ne ise, onunla önle !.. O zman görürsün ki, seninle arasında düşmanlık bulunan kimse bile , sanki yakın dostun olmuştur." Hükmü beyan buyrulmuştur. Şurası muhakkaktır ki; insanları hayra çağırmak, iyiliği emretmek (emr-i bi'l-maruf) ve onları kötülükten(münkerden) vazgeçirmeye çalışmak; ilim ve ihlas isteyen salih bir ameldir. Her insanın emr-i bi'l maruf, nehy-i an'il- münker hizmetini eda etmesi mümkün değildir. İslam uleması, bu hizmeti eda edecek kimselerde, zaruri olarak bulunması gereken vasıflar üzerinde durmuşlardır. İttifak ettikleri vasıflar şunlardır. 1-) İlim : İnsanları hayra çağırmak, iyilikleri emretmek ve kötülüklerden vazgeçirebilmek için ilim şarttır. Zira bilgisi olmayan kimselerin emr-i bi'l-maruf yapması caiz olmaz. 2-)Sabırlı ve halim-selim olmak: İbn-i Abidin : " iyiliği emreden kimse, karşısındakinin sözden anlamayacağını, kötülüklerden sözle, fiil ile vazgeçmeyeceğini, hatta onu men etmeye kudreti olan hükümete, kocasına ve babasına bildirmekle dahi yola gelmiyeceğini bilirse, bu vazifeyi yapmak yine de kendisine lazım gelir. Ancak terk ettiğinden dolayı günaha da girmez. Fakat iyiliği emretmek ve kötülüğü yasaklamak yine de efdaldir. Velev ki, dövüleceğine veya öldürüleceğine kalbi kanaat getirsin!.. Çünkü şehid olur. Allahu Teala :" Namazı dosdoğru kıl!.. İyiliği emret, kötülükten vazgeçirmeye çalış !.. Sana bu (emir ve nehiy sebebiyle) isabet eden herşeye sabret. Çünkü onlar kat'i surette farzedilen umurdandır." ( lokman suresi :17) Yani , iyiliği emrettiğin vakit, sana bir hakaret ve tecavüz vâki olursa sabret !.. Şüphesiz bu, umurun azim olanlarındandır. Yani hak olan işlerdendir. Bazıları bunu " farz olan işlerdendir" diye tefsir etmişlerdir. Bahsin tamamı "fusül"dendir diyerek, bir inceliğe işaret etmişlerdir. Sabırsız ve katı yürekli olan kimselerin; " emr-i bi'l-maruf " yapmaları husumete sebep olabilir.  3-) Emr-i bi'l- maruf'u sadece allahu Teala'nın rızası ve ilây-ikelimetullah niyetiyle yapmak şarttır. Bu olgunluğa erişemeyen kimse, öncelikle nefsinin tezkiyesine ağırlık vermiştir. Mükellefin iyiliği emrettiği ve kötülükten vazgeçirmeye çalıştığı kimseye karşı , şefkatli ve mülayim olması şarttır. Kişinin emrettiği marufu, önce kendi nefsinde yaşaması esastır. Allahu Teala'nın " Ey iman edenler !.. Yapmayacağınız şeyi niçin söylersiniz. Yapmayacağınızı söylemeniz, şiddetli bir buğzu davet etme noktasında, Allah indinde büyüdü." (Saf suresi 2-3) ihtarını dikkate almak şarttır. Mükellefin, nehyettiği kötülük için durum farklıdır. Aynı kötülüğü kendisi yapsa bile, yine de muhatabını nehyetmesi gerekir. Çünkü esas olan kötülüğü hem kendisinin terketmesi, hem de muhatabını ondan vazgeçirmesidir. Birinin terki, diğerinin edasını iskat etmez. İzah ettiğimiz bu beş vasıf, Fetava-ı Hindiyye' de zikredilmiştir. İnsanları hayra çağırmak, iyiliği emretmek ve kötülüklerden vazgeçirmeye çalışmak; hem ferdî, hem ictimaî bir görevdir. Allahu Teala; bu salıi amel için gayret sarfeden bir cemaatin (ümmetin) bulunmasını emretmiş ve cemaati müjdelemiştir. Rasulü ekrem @ hisbe teşkilatını kurarak; hayra çağırmak, iyiliği emretme ve kötülükten vazgeçirmeye çalışma hizmetini müesseseleştirmiştir. Muhtesib'lerin görevi budur. Ayrıca Rasulü ekrem @'in : İnsanlara ancak emir vaaz-ü nasihat eder, veya emir tarafından görevlendirilmiş bir kimse !.. Üçüncüsü olarak mürai ( riya ve gösteriş yapan) kimse olur. buyurduğu bilinmektedir. Meseleyi bu açıdan ele alan fukaha; " hangi emr-i bi'l-maruf kimin vazifesidir?" sualini şu şekilde cevaplandırmıştır: " El ile yapılacak iyiliği emretme amirlerin vazifesidir. Dil ile emr-i bi'l-maruf yapmak ise alimlerin görevidir. Kalb ile emr'i bi'l-maruf yapmak da avamın vazifesidir." Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz. İnsanları hayra çağırmak, iyiliklerin yayılması için gayret sarfetmek ve kötülüklerden vazgeçirmeye çalışmak, farz-ı kifaye olan bir ameldir. Mü'minler içerisinden; adil,muttaki ve alim olan bir cemaatin bu farzı eda etmesinde büyük faideler vardır. Öyle bir cemaat kurulmalı ve bütün mü'minler, islamın temel hedeflerinin gerçekleşmesi için ellerinden gelen gayreti sarfetmelidirler...

 

         * Bu site en iyi 800X600 ekran çözünürlüğünde görüntülenebilir* 

                   * Copyright © 2000-2001 http://www.cizgiotesi.4t.com Tüm Hakları Saklıdır.  

          "İzin alınmadan tamamı veya bir kısmı kopyalanamaz"

Mustafa Erdal S.Ü.İlahiyat Fakültesi