Free Web Hosting Provider - Web Hosting - E-commerce - High Speed Internet - Free Web Page
Search the Web

Buraya herhangi bir şey yazın
veya 

KUR’AN’DA HİKMET  

 

A. KUR’AN AÇISINDAN “HİKMET’İN” KAYNAĞI

 

1. ALLAH

H-K-M maddesinde açıkladığımız gibi hakim; işleri sağlam yapan[85], doğru görüşe sahip olan[86], eşyayı layık olduğu yere yerleştiren[87] ve salah maksadı ile men eden[88] olduğundan dolayı, hakimin en bariz vasfı her türlü zulmü engellemesidir. Hakimin hikmeti ise, saçmalığı, yanlışlığı önlediği gibi her türlü manasız, boş, gayesiz ve münasebetsiz söz ve fiillerden kaçınmasıdır. Bahsedilen bu özelliklere en mükemmel şekilde layık olan Allah’tır.

Felsefenin iddiası da; O halde insan öyle bir varlığa inanmalı ki hiçbir şüphe inandığınız varlığın sıfatlarını sarsmamalı ve aynı zamanda mevcudiyetini ortadan kaldırmamalıdır.

Allah’ı tavsif eden hakim kelimesinin kullanılışındaki özellikleri şöyle açıklayabiliriz:

a. “Hakim” sıfatı hiçbir yerde münferid değildir.

b. “Hakim Habir” (4 Ayette geçer). Bu ayetlerde Allah’ın tüm varlığa hükmetmesinin gereği olarak, bütün sırları içine alan Habîr sıfatının, Hakim sıfatı ile beraber kullanılmasının nedeni her şeyden haberdar olmanın öyle sıradan bir iş olmadığı; hiçbir şeyin kendisinden saklı kalmayacağın, mülkünde olup biten her şeyden haberdar olduğu ve bu sıfata uygun icraatlarda bulunduğu ifade edilmektedir.[89]

c. “Aliyy Hakim” “Allah bir insanla (karşılıklı) konuşmaz. Ancak vahiyle yahut perde arkasından konuşur; yahut izniyle dilediğini vahyedecek bir elçi göndedir. O yücedir, hüküm ve hikmet sahibidir”[90] Aliyy sıfatı Allah’ın insanların kendisi hakkında söyledikleri,düşündükleri, tasavvur ve tahayyül derecesinin ötesinde ve üstünde olduğunu belirtmek için kullanılmıştır. Zikredilen ayette Aliyy sıfatının hakim sıfatı ile beraber kullanılmasının gayesi, Allah’ın insanı muhatap alırken “perde arkasından veya elçiler” vasıtasıyla konuşması O’nun yüceliğine aykırı değildir ve yücelik sıfatından hiçbir şey eksiltmez; normalde insanın Allah’la konuşması yaşam sınırlarının dışında görülür fakat ayetten anlaşıldığına göre gerektiğinde insanın bu sınırları zorlayabileceğine işaret vardır. Örneğin Musa’nın Tur Dağı’nda Allah’la konuşması.

d. “Hakim Hamid” (1 Ayette geçer). “Onlar kendilerine gelen Kur’an’ı inkar ettiler. Halbuki o, öyle eşsiz bir kitaptır ki; ne önünden ne de arkasından onu boşa çıkartacak bir söz gelmez. (O) hikmet sahibi ve çok övülen tarafından indirilmiştir.[91] Kur’an’da Alemlerin Rabb’i, Rahman, Rahim, Din Gününün Malik’i olduğu, gökleri ve yeri yarattığı, göklerde ve yerde hükümran, hakim ve habîr olduğu, tutarsızlıklardan uzak bir kitabı kullarına indirdiği için hamde layık görülmüştür.

Ayetten de anlaşıldığı üzere Kur’an’ın hiçbir tutarsızlıkla itham edilemeyeceğini ve felsefenin de tutarsızlıklarla mücadele olduğunu göz önünde bulundurursak bu hikmet dolu kitabın ve felsefenin insana verdiği mesajın birbirine paralellik arzettiği dikkat çekmektedir.

e. “Vasi’ Hakim” (1 Ayette geçer). “Eğer (eşler) ayrılırlarsa, Allah bol nimetiyle onların her birini zengin eder. Allah’ın (nimeti) geniştir. O hikmet sahibidir”[92] Darlıktan genişliğe, fakirlikten zenginliğe, zorluktan kolaylığa, kötülükten iyiliğe, çaresizlikten çözüm üretmeye doğru insanın yolunu Vasi’ sıfatıyla açan Allah, insanın tabiatına uygun bir gaye ve amaçla yapmaktadır. Allah’ın insana rehberlik eden vasfının sonsuzluğu Vasi’ olmasından gelmektedir.

Felsefede kötüden iyiye, çaresizlikten çareye gidiş çabası değil midir?

f. “Tevvab Hakim” (1 Ayette geçer). “Ya Allah’ın size lütfu ve rahmeti olmasaydı ve Allah tevbeleri çok kabul eden ve hikmet sahibi olmasaydı (ne yapardınız?)”[93]  tevvab, itaatına yönelerek dönen kullarının istedikleri şeylere rûcu’ ederek tevbe işini her yönüyle çok yapan demektir. Tevvab sıfatının hakim sıfatı ile beraber kullanılması, tevbeleri kabul edişin bir hikmete bağlı olarak gerçekleştiğine bir işarettir.

g. “Alim Hakim” (35 yerde geçer). İlim bir şeyi bütün gerçek yönleriyle bilmektir. [94] Allah’ın vasfı olarak: “Olmuş olanı, olmakta olanı ve gelecekte olacak şeyleri bilen, kendisine kainattan hiçbir şey gizli kalmayan ve ilmi küçük büyük zahir batın her şeyi kuşatan” şeklinde tarif edilir.[95]

Kur’an’da kitap/vahiy ile ilgili olarak; Hz. Peygamber’e Kur’an’ın bir Hakim’in katında verildiğini[96], kimin peygamber seçileceğini[97] vahiy alırken elçinin tüm şeytani vesveselerden korunarak, ayetlerin sağlamlaştırıldığını[98], ancak vahye ön yargılı olanların bu durumu anlayamamalarının doğal olduğunu belirtilerek[99] Alim Hakim sıfatı zikredilmektedir.

h. “Azîz Hakim” (47 Ayette geçer). “Azîz” İzz mastarından sıfattır. Hattabi “Kendisine üstün gelinemeyen güçlü şeklinde tarif etmiştir.”[100] Azîz Hakîm terkibi genellikle medenî surelerde gelmiştir ve kullanımı gücün, kudretin ve iradenin hikmetini öğretir. “Göklerde ve yerde ne varsa (hepsi) Allah’ı tesbih etmektedir. O üstündür, hikmet sahibidir” “Göklerde ve yerde ne varsa (hepsi) padişah, pak, üstün ve hikmet sahibi Allah’ı tesbih eder”[101]

netice olarak “Hikmet”; en üstün bilgi ile eşyayı doğası üzere bilmek, yaratmak ve ona göre en mükemmel standartlarda birbirine uyumlu, bir sistem içerisinde yer vermekse; Allah en mükemmeline sahiptir. Hiçbir şeye ve sebebe muhtaç olmadan hikmetle yapan ve yaratan hakîmdir.[102]

2. KUR’AN

Hakim ve muhkem kitap demek; sapasağlam, her türlü fesattan korunmuş, mensuh olmayan[103], apaçık kıyamete kadar insanların nasipleneceği bir kitaptır. O, her devrin gelişen ideolojilerine cevap verecek bir donanıma sahiptir. Belli bir zaman ve döneme ait veya topluma ait olsaydı tüm varlığı ve zamanı kuşatamadığından hikmetli kitap vasfını yitirmiş olurdu. “Elif Lam Ra. İşte şunlar, o hikmetli Kitab’ın ayetleridir”[104] “Elif Lam Mim. İşte şunlar hikmetli Kitab’ın ayetleridir”[105] “Yasin Hikmetli Kur’an’a andolsun.”[106]

3. PEYGAMBERLER

Hikmetin en emin temsilcileri olan nebiler kitabı alıp öğretmelerinin yanısıra, hikmeti de alıp öğretmişlerdir. Bu, nebileri pratik bir arınma olan tezkiyeye götürmüştür. Nebilerin taşıdığı hikmet, sadece öğüt üretmede başarılı olan bir öğüt değil, insanı elinden tutup bir aksiyonun, hareketin içine çekerek oluşum seyrine dahil eden bir hikmettir.[107]

Nebiler, vahyin sunduğu mantalite, meleke, feraset ve ilham ile ilahi kitabın paralelinde, fakat onun verileri dışında bir takım değerler de üreterek toplumlarını ıslah etmeleri, bunlar da genel anlamda hikmettir. Yaratıcı bir benliğin büyüklüğü ve en büyük nasibi hikmettir. Bu nasib bakımından nebiler bir numarada yer alırlar.[108] Peygamberler aldıkları kitap ve hikmet sayesinde neyi nasıl yapacağını bilen, doğru olan ve doğru yolda yürüyen, ince ve derin kavrayışlı, mücadelelerinde başarılı şahsiyetler olarak[109] insanlığa önderlik etmişlerdir. “Nitekim size kendi içinizden, size ayetlerimizi okuyacak, sizi temizleyecek ve size kitabı ve hikmeti öğretecek, size bilmediklerinizi öğretecek bir peygamber gönderdik.[110]

4. İNSAN

Alemlerin Rabbi, Yaratıcısı, Maliki, ve Hakimi, insanı yaratmış ve onu öğrenme, konuşma, anlama ve doğruyu yanlıştan, iyiyi kötüden ayırma melekeleriyle donatmıştır. Ona seçme, istediğini yapma özgürlüğü vermiştir.[111] Ayrıca insanı bu özellikleri ile baş başa başıboş bırakmamıştır.

İnsanı kendi mülkünde kendisine ibadet edilmesi için yarattığını bildirmiş ve ibadet yollarını da bildirmiştir. Bu ibadet yollarını öğretirken cehaletten kaynaklanabilecek şaşmaları önlemek için kitap gönderip okumalarını, öğrenip gereğini yerine getirmelerini tavsiye etmiştir. Bu ayetleri okumak için onları “akılla” donatmıştır. Dünya ve içindekileri insanın emrine musahhar kılarak, insanı orada hakimiyet sahibi ilan etmiştir.[112] İnsanın kendi kendisiyle ve varlıkla barış içerisinde yaşayabilmesi için elçiler göndermiştir. Beraberinde kitap ve hikmeti indirerek, elçi vefat ettikten sonra, elçinin izinden sapmamak ve hak ve adaletle hükmetmeleri için yollarını açmıştır.[113]

Ancak insanı irade ve hareketinde serbest bırakarak ileri süreceği tüm mazeretleri ortadan kaldırmıştır. Herhangi bir yola zorla yöneltme söz konusu olmamıştır. Allah gönderdiği kitap ve hikmete göre doğru ile yanlışı, hak ile batılı, çirkin ile güzeli, faydalı ile faydasızı, gayeli ile abesi ortaya koymuştur.[114] Kur’an’ın konusu insan, hitabı insana, tüm mesajı insan içindir.

Hikmeti elde etmek için iyi ile kötüyü birbirinden ayırıp, her şeyi layık olduğu yere koymak gerekir. Bunu yapabilmenin ölçütü ise eşya veya varlık hakkında sıhhatli bir bilgiye sahip olmak gerekir. Bu sıhhatli bilgiyi elde etmek için düşünmek, akletmek ve derinlemesine okumak lazım gelir.[115] “Böylece sana da emrimizden bir ruh (olan Kur’an’ı) vahyettik. Sen (bundan önce) kitap nedir, iman nedir bilmezdin. Fakat biz onu bir nur yaptık. Kullarımızdan dilediğimizi onula doğru yola iteriz. Hiç şüphesiz (habibim sen) doğru yola itersin.”[116]

B. KUR’AN’DA GEÇEN ANLAMLAR

1. Kur’an’da emir ve nehiy kipleriyle geçen öğütler: Yani Kur’an’ın nasihatları:

“...Allah’ın size lutfettiği nimetleri ve size öğüt için indirdiği vahyi ve hikmeti hatırlayın...”

Bakara 2/231

“... O, senin oğluna (hem) vahyi ve hikmeti öğretecek. (hem de) Tevrat’ı ve İncil’i....”

Âli ‘İmrân 3/48

“Allah’ın sana lûtfu ve rahmeti olmasaydı, o (kendilerine zulmeden)nlerden bazısı seni saptırmaya çalışırdı; ama onlar kendilerinden başka kimseyi saptıramazlar. Sana asla bir zarar da veremezler, çünkü Allah sana bu ilahi kelâmı indirmiş, hikmeti (vermiş) ve sana bilmediklerini öğretmiştir...”

Nisâ 4/113

2. İnce anlayış ve İlim anlamında:

“Biz Lokman’a şu hikmeti bağışladık: “Allah’a şükret;....”

Lokmân 31/12

“[Ve çocuk doğup büyüdüğünde O’na:] “Ey Yahyâ! İlahi mesaja sımsıkı sarıl!” [diye öğüt verdi]. Çünkü o daha küçük bir oğlanken biz O’na doğru ve kuşatıcı düşünme yeteneği vermiştik”

Meryem 19/12

3. Nübüvvet ve Peygamberlik anlamında:

“Biz de (buna karşılık) O’nun otoritesini güçlendirmiş ve kararlarında hikmet ve basiret üzere olmasını sağlamıştık.”

Sâd 38/20

“Yoksa onlar, Allah’ın zenginlik ve cömertliğinden başkalarına bahsettiği nimetler dolayısıyla onları kıskanıyorlar mı? Oysa biz İbrahim ailesine vahiy ve hikmet bahsetmiş ve onlara güçlü bir hükümranlık vermiştik.”

Nisâ 4/54

“Bunun üzerine, onları Allah’ın izniyle bozguna uğrattılar, Davud’da Câlût’u öldürdü; Allah ona hükümranlık ve hikmet verdi ve istediği şeyin bilgisini öğretti...”

Bakara 2/251

4. Kur’an’ın tefsiri, incelikleri ve sırları anlamında:

“Dilediğine hikmet bağışlar ve her kime hikmet bağışlanmışsa doğrusu ona en büyük servet verilmiş demektir...”

Bakara 2/269

5. Bizzat Kur’an anlamında:

“[BÜTÜN İNSANLIĞI] hikmetle ve güzel öğütle Rabbinin yolua çağır; ve onlarla en güzel, en inandırıcı yöntemlerle tartış; ...”

Nahl 16/125

6. Sünnet anlamında:

“Allah, mesajlarını onlara iletmek, onları arındırmak ve onlara ilâhi kelâmı ve hikmeti öğretmek için içlerinden bir elçi çıkararak müminlere lûtufda bulunmuştur;...”

Âl-i İmrân 3/164 

 

C. MÜFESSİRLERİMİZE GÖRE HİKMET

Lokmân 12 : “Andolsun ki Biz, Lokmân’a: “Allah’a şükret” diye (rek) hikmet verdik...”

Çoğunluk görüşe göre Hz. Lokmân peygamber değil salih bir kuldur. Allah O’na hikmeti vermiş, peygamberlik vermemiştir. Katade’den rivayetle Allah Lokmân Hekim’i paygamberlikle hikmet arasında muhayyer bırakmış o, hikmeti peygamberliğe tercih etmiştir. Bu (hikmet) İslâm hakkındaki anlayış ve bilgidir. O, peygamber değildi ve ona vahyolunmamıştı.[117] Allah ona hikmeti, yani ilim, diyanet, derin anlayış ve uygulayışta isabet verdi. Dâvûd (a.s)’dan önceki İsrailoğullarının kadısı olup fetva verirdi. Peygamber değil hikmet sahibi bir hekimdi.[118]

Tam manasıyla hikmet, illet ve sebepleri bilerek gayeye isabet edecek şekilde ameli ilme, ilmi amele uydurmaktır. Bunun için kendisine hikmet verilene birçok hayır verilmiş olduğu beyan edilmiştir. Sebepleri ve hükümleri yani kanunları keşfederek ondan bir takım ilmi sonuçlar çıkarma yeteneği, şüphe yok ki Allah’ın büyük bir vergisidir.[119]

Hakim (bilge) olan kimseye yakışan ilim ve amel bakımından bunun şükrünü yerine getirmektir. Ayette: Lokmân’a hikmeti verdik Allah’a şükret diye. Bu şükrün ilmi yönü; önce o hikmetin Allah’ın bir vergisi olduğunu bilerek Allah’ı şirkten tenzih etmektir. Ameli yönü de; işlerinde takip ettiği gaye ve maksatlarında kendi heveslerini değil Allah’ın rızasını gözetmektir.[120]

Lokmân 2: “BUNLAR, ilahi fermanın hikmet dolu mesajlarıdır.”

Kitabın hikmet dolu olduğunun belirtilmesiyle bu kitaba bir hayat ve irade havası verilmek istenmekte ve sanki o kitap canlı bir varlıkmış da sözleri ve emirleriyle ne söylediğini maksatlı olarak söyleyip hedefini çok iyi bilen hikmet sıfatıyla muttasıfmış gibi anlatılmaktadır.[121]

Bakara 151: “Nitekim size, mesajlarımı iletmesi, sizi arındırması, vahiy ve hikmeti bildirmesi ve bilmediklerinizi öğretmesi için içinizden bir elçi gönderdik...”

Hikmet sahibi peygamber: O peygamber mü’minlere Allah’ın açıklayıcı ayetlerini okuyor ve onları cihiliyet davranışlarından, ruhi pisliklerden, ahlâki kötülüklerden arıtıp temizliyor. Onları karanlıktan aydınlığa çıkarıyor. Kitabı -ki bu Kur’an’dır-, hikmeti -ki bu sünnettir- kendilerine öğretiyor.[122]

Nahl 125: “[BÜTÜN İNSANLIĞI] hikmetle ve güzel öğütle Rabbinin yoluna çağır; ve onlarla en güzel, en inandırıcı yöntemlerle tartış;...”

Hikmet ve güzel öğütle davet: Allah Muhammed’e yaratıkları hikmetle çağırmasını emreder.

Allah: “Onlarla en güzel şekilde tartış.” buyurur. Onlardan münazara ve mücadeleye ihtiyaç duyan olursa; bu, güzel bir şekilde, rıfk ile yumuşaklıkla ve güzel bir hitab ile olsun. Ayrıca Firavuna gönderdiğinde Musa ve Harun’a şöyle emretmişti: “Ama onunla yumuşak bir dille konuşun ki, o zaman belki aklını başına toplar, yahut [böylece, en azından kendisine] gözdağı verilmiş olur”[123]

Hikmetten murad nübüvvettir. Yani onları nübüvvet ve risaletle çağır, demektir. Güzel öğütten maksat ise, yumuşaklık ve davet esnasında rahat davranmadır.

Cuma 2: “O, Kitap ile ilgisiz bir topluma, kendi içlerinden kendilerine Allah7ın mesajlarını aktaran, onları arındıran, ilahi kelâmı ve hikmeti öğreten bir elçi göndermiştik ki, ondan önce, açık bir sapıklık içindeydiler;”

Cahil bir toplumun hakikatle tanıştırılması.

Yahudiler son peygamberin kendilerinden çıkacağını beklerlerken ümmi Arap bir toplumdan çıkması ve yine onun da Ümmi oluşu dikkat çekicidir. Peygamber onlara kitabı öğretiyordu ve ehli kitap oluyorlardı. Hikmeti öğretiyordu. Meselenin mahiyetini anlıyorlardı. Güzel ölçülere sahip oluyorlar, yaptıkları şeylerde en doğru işi yapıyor en doğru hükmü veriyorlardı. Ki bu bütünüyle geniş bir hayırdı.[124]

Kasas 14: “DERKEN, [Musa] ergenlik çağına ulaşıp [zihnen] iyice olgunlaşınca, kendisine [doğruyla eğriyi birbirinden ayırmaya yarayan] güçlü bir muhakeme yeteneği ve ilim verdik;...”

Musa’nın yiğitlik çağına erip olgunlaştığı ve O’na hikmet verildiği ayette geçiyor. Yiğitlik çağı: Âkil, bâliğ oluşu, akli gelişmenin de tamamlanması gerekiyor. Yani ayet bize “akıl”ın önemini işaret ediyor. Akıl bilgiye giden yolu gösterir.[125]

Bakara 129: “Ey Rabbimiz! Soyumuz içinden onlara Senin mesajlarını iletecek, vahyi ve hikmeti öğretecek ve onları arındırıp tertemiz kılacak bir elçi çıkar: Çünkü yalnız Sensin kudret ve hikmet sahibi!”

Hikmet: Aslında ilim ve amelde sağlamlık diğer bir deyişle sözde ve işte isabet demektir. Bu ayet Hz. İbrahim ve İsmail’in duasıdır.[126]

Bakara 269: “Dilediğine hikmet bağışlar ve her kime hikmet bağışlanmışsa doğrusu ona en büyük servet verilmiş demektir...”

Hikmete ermek için vermek yetmez, olmak da gerekir. Hikmete ermenin başlangıcı düşünmedir. Bu da temiz akıl ve temiz kalp ile olur. Büyük bir ilahi lûtuf olan hikmet, ancak temiz yürekli temiz düşünceli gerçek akıl sahiplerine nasib olabilir. Bundan dolayı akıl ve iyi seçim hikmetin şartı, düşünce de başlangıcıdır. Bir bakımdan vehbi -Allah vergisi- bir bakımdan kesbi –kazanmakla ilgili- sayılır.[127]


[85] İbn Manzûr, Lisan, II, 951.
[86] Kermî, Hâdî, I, 511.
[87] İbn Manzûr, Lisan, II, 951.
[88] İbn Fâris, Mucmel, I, 246.
[89] Hud, 11/1; En’am 6/18,73; Sebe 34/1.
[90] Şura, 42/51.
[91] Fussilet, 41/41,42.
[92] Nisa, 4/130.
[93] Nur, 24/10.
[94] Fîrûzâbâdî, Besâir, IV, 88.
[95] Yıldırım, Kur’an’da Uluhiyet, 145.
[96] Neml, 27/6.
[97] Yusuf, 12/6.
[98] Hac, 22/52.
[99] Tevbe, 9/97.
[100] Yıldırım, Kur’an’da Uluhiyet, 149.
[101] Saff, 61/1; Cuma 62/1.
[102] Elmalılı, Hak Dini, V, 3013.
[103] İbn’ül-Esir, Nihaye, I, 419.
[104] Yunus, 10/1.
[105] Lokman, 31/1,2.
[106] Ali-İmran, 3/58.
[107] Bakara, 2/129.
[108] Öztürk, Kavramlar, 186.
[109] Tueyleb, Fethur’Rahman Tefsir, I, 323.
[110] Bakara, 2/151.
[111] Mevdudi, Tefhim, I, 9.
[112] Bakara, 2/29.
[113] Bakara, 2/213/269.
[114] Beled, 90/8,10; Şems, 91/8,10.
[115] Tan, Kur’an’da Hikmet Kavramı, 22.
[116] Şura, 42/52.
[117] İbn Kesir, Hadislerle Kur’an-ı Kerim Tefsiri, 6400, 6401, 6402, 6403.
[118] Hasan Tahsin Feyizli, Feyzul’l –Furkan Kur’an Meâli, 411.
[119] Elmalılı, Hak Dinî, VI, 270,271.
[120] Seyyid Kutub, Fizilâl-il Kur’an, 460,461.
[121] İbn Kesir, Hadislerle Kur’an-ı Kerim Tefsiri, III, 624,625, 626.
[122] Elmalılı, Hak Dinî, I, 446,447.
[123] Tâhâ 20/44.
[124] İbn kesir, Hadislerle Kur’an-ı Kerim Tefsiri, 4592,4593.
[125] Seyyid Kutub, Fizilâl-il Kur’an, 470,471,472.473.474.475,476.
[126] Seyyid Kutu. Fizilâl-il Kur’an, XI, 231,232.
[127] Elmalılı, Hak Dinî, I, 410,411.

 

         * Bu site en iyi 800X600 ekran çözünürlüğünde görüntülenebilir* 

                   * Copyright © 2000-2001 http://www.cizgiotesi.4t.com Tüm Hakları Saklıdır.  

          "İzin alınmadan tamamı veya bir kısmı kopyalanamaz"

Mustafa Erdal S.Ü.İlahiyat Fakültesi