Free Web Hosting Provider - Web Hosting - E-commerce - High Speed Internet - Free Web Page
Search the Web

Buraya herhangi bir şey yazın
veya 

İSLAM FELSEFESİ VE HİKMET  

 
 
 

a. Felsefe ve Hikmet:

“İslam Felsefesi ve Hikmet” bölümünde “Felsefe ve Hikmet” kavramlarına neden değinilmiş olduğu merak konusu olabilir, bunun sebebi “İslam Felsefesi Tarihi”ne baktığımızda bu iki kavramın kimi zaman aynı anlamda kullanıldığı kimi zaman da farklı farklı kavramlar olarak kullanıldığı dikkat çekicidir, bu yüzden öncelikle iki kavramın tanıtılmasında fayda gördüğümüz için bu konuyu açıklamaya çalışacağız.

Felsefe kelimesinin aslı, Filo-Sofia şeklinde yazılan bir deyimdir. Bu deyim ilkçağ düşüncesinden alınmıştır.[128] Filo sözü sevgi anlamında; Sofia kelime ise bilgelik (hikmet) bilgi manasınadır. Şu halde filosofla kelimesinin sözlük manası “Hikmet Sevgisi” anlamına geliyor.[129] Bu kelime batı dillerine bu telaffuza uygun geçmesine rağmen Arapça ve Türkçe’ye felsefe olarak geçmiştir.[130]

Klasik fikir tarihçisi Diogenes Leartius (M.S. 3. asır)’a göre kelime ilk defa Pyhagoras (570/494?) tarafından kullanılmıştır. Ona göre sofia sahibi (hikmet sahibi) olamaz, çünkü sofia (hikmet) ancak Tanrı’ların inhisarındadır. Çünkü insanların tüm bilgileri bilmesi mümkün değildir. Sadece onu sevmekle yetinilebilir. Ve bu yolda çalışılır ve ulaşmaya gayret sarf edilebilir. Her şeyin sadece Allah tarafından bilinebileceği, insanların yalnızca hakikat hakkında az veya çok bilgi sahibi olabilecekleri yeniçağ felsefesinin babası olarak tanınan Descartes (1650) tarafından da savunulmuştu.[131]

Alman filozofu Hegel (1831) ise felsefeyi hakikat sevgisine olan inanç ve nesnelerin derin olarak incelenmesi şeklinde tarif ederek diyor ki: “Hakikat sevgisine ve zihin kudretine olan inanç, felsefi araştırmanın ilk şartıdır... Felsefe önce umumi olarak düşünce tarafından nesnelerin derin olarak incelenmesi diye tarif olunabilir.”[132]

Şimdiye kadar felsefe ve hikmet üzerine söylenilenler şu gerçeği ortaya koyuyor ki; felsefe, akıl sahibi insanın varlık hakkındaki bilgisi, düşüncesi ve bu bilgiyi elde etmek için verdiği uğraş ve etkinliktir. Filozofların tarifleri farklı görünse bile ilahi kaynağı noktasında birleşmişlerdir. Felsefe ve Hikmet’in bütün sırları bu varlık dünyasının içindedir. Bu sırlardan hareketle; İlkçağ’da İslam dünyasında, hatta Avrupa’da yetişen filozoflarda felsefe ve hikmet, insan ruhunu ve zekasını besleyen bir manevi gıda sayılırdı. Ve aynı zamanda insanı kuşatan bütün varlıklara karşı merakımızı tatmin eden bir ilim olarak ortaya çıkıyorlardı.

Araştırmalarımız sonucunda filozofların “felsefe ve hikmet” kavramlarının, kimi zaman aynı anlamda kullandıkları kimi zaman da farklı anlamlarda kullandıklarını saptadığımızı en başta hatırlatmıştık. Bunun sebebine gelince, bazı filozofların bu iki kavramın “Bilgi ve Bilgelik” anlamlarında kullandıklarından aynı olduğu görüşünü savunmuşlardır. Diğer filozoflar ise “felsefe”nin mutlak akıl bilgisini kullandığını, “hikmet”in ise ilahi kaynaklı olduğunu savunduklarından farklı iki kavram olarak nitelendirmişlerdir.

b. İslam Filozoflarının “Hikmet” Hakkındaki Görüşleri

İslam filozoflarına göre hikmet (felsefe) insanlığın yaşıyla yaşıttır. Çünkü bilgelik Hz. Adem (a.s)’le başlamış, O’na vahyin verilmesi ile birlikte hikmet de verilmiştir. İnsanlık hiçbir zaman hikmetten yoksun kalmamıştır[133]

Bu konuya daha da açıklık kazandırmak için İslam filozoflarının hikmet (felsefe) hakkındaki görüşlerine bir bakalım:

1. El-Kindi: Kindi felsefeyi (hikmeti) sanatların değer ve mertebe yönüyle en üstünü olduğunu söyler ve felsefeyi şöyle tanımlar: “İnsanın gücü ölçüsünde varlığın hakikatını bilmesidir”. Çünkü filozofların bilgiden amacı gerçeğin bilgisini yakalamak, davranışının amacı ise sürekli fiil değil, gerçeğe göre davranmaktır.[134] Felsefe, insanın kendini tanımasıdır. Felsefe, insanın gücü yettiği ölçüde, Allah7ın fiillerine benzemeye çalışmaktır. Kindi bu tarifleri ile felsefenin (hikmetin) külli ve ebedi şeylerin hakikatlarını ve sebeblerini öğrenerek bu ideaların hangi kudret tarafından yaratıldığını kavrayarak ilahi bir kişilik kazanacağını iddia eder.[135] Ayrıca Kindi, felsefe ve hikmeti aynı anlamda kullanarak hakikat (hikmet) bilgisinin peygamberlere verildiğini, insanın aklı ile ortaya koyduğu şeylerin felsefe olduğunu insanın hakikatı vahiy ve ilhamla elde edeceğini söyler.[136]

2. Farabi:Farabi hikmet ile felsefeyi aynı anlamda kullanmıştır. Ona göre peygamber de filozof da faal akılla (Cebrail) ilişki kuran seçkin insanlardır. Peygamber vahiyle, filozof ise akli düşünme ve derin tefekkürle bilginin saf kaynağına ulaşacağın iddia ederek şöyle der: “Vahiy, bir kimsenin faal aklından münfail aklına taşınca o kimse tam manasıyla hakim, filozof ve akıl erbabından olur. Vahiy bir kimsenin faal aklından (Cebrail) muhayyile kuvvetine taşınca, o kimse peygamber olur; gelecekten haber verir ve ilahın aklettiği bir varlık ile hazırdaki cüziyyat hakkında bilgi verir...”[137]

Farabi felsefeyi çok kısa tarif eder: “Varolmaları bakımından varlıkların bilinmesidir.” Der. Varolmaları bakımın varlıkların bilinmesinden maksat, idrak ettiğimiz bütün nesnelerin bilinmesidir. Yani bunları akıl ve deneyle tanımak, gerçek yüzlerini tanımaktır.[138] Zaten hikmet aklın eşyayı en üstün bilgi ile kendini aklederek bilmesidir. Bilgi ile en üstün şey bilinir. Bilginin en üstünü ise zeval bulmayan sürekli bilgidir ki işte bu da O’nun (Allah’ın) kendi zatını bilmesidir.”[139] Bu tanımıyla Kindi’den etkilendiği ortaya çıkmaktadır.

3. İbn Sina: Felsefe (hikmet) hakkında şöyle demektedir: “Felsefenin (hikmetin) gayesi, nesnelerin hakikatlarına bir insanın vakıf olabileceği kadar vakıf olmaktır...” İbn Sina, insan aklının hudutlu olduğunu, bu sebebten dolayı eşyanın hakikatını ancak vakıf olabileceği kadar bilebileceğini işaret eder.[140] Veya “Hikmet, ilim ve amel sınırları içinde mümkün olan son sınırlara kadar insan nefsinin olgunluğa ulaşmasıdır. İlimle eşyanın tasavvur ve tanınması gerçekleşir, amel yönünden ise adelet denilen bir amel oluşur.”[141] İbn Sina, felsefe, ilk felsefe, ilahi ilim, metafizik ve hikmeti aynı anlamda kullanarak şöyle bir değerlendirme yapar: “Bu ilmin konusu varlıktır. Zorunlu olarak sebeblerini, sebeblerin sebeblerini, prensiblerin prensiblerini ve cevherleri içine alır. Bundan dolayı bu konu konuların ve bunu içine alan ilim, ilimlerin en soyludur, çünkü bütün ilimler ona dayanır, gerçekliklerini ve güçlerini ondan alırlar. O bilginin konusunun en güzel ilmidir.”[142]

Gazali de en soylu bilimin Kelam olduğunu söyler.

Akla verdiği önemle ideal noktayı hikmet olarak nitelendirerek şöyle demektedir: “Hikmet insanı aklın elde edebileceği bilginin kesin ve gerçek delillere dayandırılarak elde edilmesidir.” veya “Hikmet insanı gücün yettiği ölçüde nazari ve ameli hakikatların tasavvur ve tasdik ile nefsin yetkinlik kazanması” diye tanımlamaktadır.[143] Hikmeti kazanmak için aklın eğitilmesi, doğru düşünme yollarının elde edilmesi gerekir. Hikmetin gayesini gütme derecesini elde etmiş olan akla uyan kişi doğru yoldadır.[144]

4. İbn Rüşd: Din ile felsefeyi (hikmeti) bir gerçeğin iki ayrı izah tarzı olarak görmüştür. Felsee ile din arasında bir çelişki söz konusu ise bu insanların anlama kapasiteleri ve getirdikleri yorumlarla ilgilidir,[145] çünkü şeriat; var olanları akıl ile değerlendirmeye ve bu yolla varlığın bilgisini araştırmaya davet etmektedir.[146] Nitekim Allah “Ey basiret sahipleri ibret alın”[147] “Göklerin ve yerin melekutuna ve Allah’ın yarattığı şeylere bakmazlar mı?” [148] buyurarak akletmeye, düşünmeye, araştırmaya ve ibret almaya davet etmektedir. İbn Rüşd, Eş’ari ve Gazali’ye yönelik eleştirisinde felsefe (hikmet) konusunda şu savunmayı yapar: “Etrafındaki eksiklikten, konuya bakışın kötü düzenlemiş, olmasından, arzularının kendine baskın gelmiş olmasından veya kendisinin o konuyu anlamasını sağlayacak bir öğretici bulamamış olmasından dolayı, şaşkın bir kişi felsefeye bakıp, şaşırmışsa; bu ona bakıp ehil olanları felsefeden engellememizi gerektirmez.[149] Ve şeriatın maksadı sadece gerçek bilgiyi ve gerçek ameli öğretmektir. Gerçek bilgi Allah’ı ve diğer var olanları olduğu şekilde bilmektir.[150] Ve demek istiyorum ki hikmet şeriatın arkadaşı ve süt kardeşidir. Ona mensup olanlardan gelen eziyet ise eziyetlerin en şiddetlisidir. Ayrıca ikisi tabiatları itibariyle kardeş, cevherleri ve özleri itibariyle de iki dost oldukları halde; aralarında düşmanlık, boğuşma ve nefret bulunması da bizi fazlasıyla üzmektedir.[151]

5. İhvan-ı Safa: Felsefeye hikmet sevgisi şeklinde bir anlam vererek şöyle bir tanım getirmişler: “Felsefe varlığın/eşyanın hakikatlerine derinlemesine nüfuz etmektir. Bundan başka sözün ve davranışın ilim ve akla uygun olmasıdır.”[152] Felsefeyi hikmeti açıklayan bir ilim gererek, risalelerinde felsefe ve hikmet kavramını birbirinin yerine kullanmışlardır.[153] Aynı zamanda hikmet (felsefe) bütün ilimlerin ana/esası sayarak, diğer ilimleri hikmet ilminin alt bilim dalları saymışlardır.[154] Allah, alim ve hikmet sahibi olmanın gereği yarattığı her şeyi bir hikmete göre yaratır ve hikmetli fiil O’na vaciptir. Göklerdeki ve yerdeki her şeyin bir hikmete göre sağlam bir şekilde yaratılmış olmasının kavranması, beşeri idrakın ötesinde Allah’ın kendilerine ilham vererek kalbini hidayete erdirdiği ve göğsünü hikmet nuru ile genişlettiği aydınlattığı kimselere nasip olacağın savunmuşlardır. Şu ayeti de delil getirirler: “... Dilediğinden başka ilminden hiçbir şeyi kavrayamazlar...”[155] Benzeri yaklaşımları Kur’an’daki müteşabih ayetlerin yorumlanmasında savunarak, ancak kendilerine hikmet verilenlerin bu ayetleri anlayabileceğine inanıyorlardı ve kendilerini de bu sınıfa ait görüyorlardı.[156]

6. Gazali: Gazali felsefe ve hikmeti aynı anlamda kullanmıyor. Gazali’nin hikmete verdiği gerçek anlam onun tasavvufî epistomolojisine yansır. Buna göre insan ya beşeri yahut rabbâni öğrenimle ilimle tahsil edebilir. Hûkemanın tefekkür yoluyla ortaya koyduğu nazari ve ameli ilimler bir kişiden öğrenilerek ve yeni birikimler ilave edilerek nesilden nesile intikal eder. Rabbani öğrenim ise ya vahiy yahut ilham yoluyla gerçekleşir.[157]


[128] Keklik, Felsefenin İlkeleri 1, Taylan, Ana Hatlarıyla İslam Felsefesi Kaynakları Tesirleri 26.
[129] İhvân-ı Safâ, Resâil, I, 57,81.
[130] Keklik, Felsefenin İlkeleri, 2.
[131] Keklik, Felsefenin İlkeleri, 6-7.
[132] Keklik, Felsefenin İlkeleri, 25.
[133] Cevheri, Sıhâh, V, 1902, İbn Manzur, Lisan, II, 953.
[134] Kindi, Felsefi Risaleler, 1.
[135] Keklik, Felsefenin İlkeleri, 16-17.
[136] Kindi, Felsefi Risaleler, 5.
[137] Farabî, İhsaü’l-Ulum, 35-42.
[138] Keklik, Felsefenin İlkeleri, 17.
[139] Farabi, Medinetü’l-Fazıla, 22.
[140] Keklik, Felsefenin İlkeleri, 17.
[141] İbn Sina, el-Burhan min kitâbi’ş-Şifâ, 192.
[142] İbn Sina, el-Şifâ, el-İlahiyat, I, 4,6,15,17,18, vd...
[143] Dodurgalı, İbn Sina Felsefesinde Eğitim, 130.
[144] Dodurgalı, İbn Sina Felsefesinde Eğitim, 129,130.
[145] İbn Rüşd, Faslü’l-Makâl, 36,37.
[146] İbn Rüşd, Faslü’l-Makâl, 65.
[147] Haşr 59/3.
[148] Araf 7/184.
[149] İbn Rüşd, Faslü’l-Makâl, 72,73.
[150] İbn Rüşd, Faslü’l-Makâl, 99,100.
[151] İbn Rüşd, Faslü’l-Makâl, 115,116.
[152] İhvân-ı Safâ, Resâil, I, 57.
[153] İhvân-ı Safâ, Resâil, I, 57,58,81.
[154] İhvân-ı Safâ, Resâil, I, 51,107,137,138,264,266.
[155] Bakara, 2/255.
[156] İhvân-ı Safâ, Resâil, I, 298-299; VI, 76.
[157] Türkiye Diyanet Vakıf, İslam Ansiklopedisi, Cilt 17.
 

         * Bu site en iyi 800X600 ekran çözünürlüğünde görüntülenebilir* 

                   * Copyright © 2000-2001 http://www.cizgiotesi.4t.com Tüm Hakları Saklıdır.  

          "İzin alınmadan tamamı veya bir kısmı kopyalanamaz"

Mustafa Erdal S.Ü.İlahiyat Fakültesi