Free Web Hosting Provider - Web Hosting - E-commerce - High Speed Internet - Free Web Page
Search the Web

İngilizce Terimler
Buraya herhangi bir şey yazın
veya 

İngilizce Terimler

 
 
 

agree
Hatalı kullanım:
*I am agree with you.
*We are not agree


Agree sıfat değil, fiildir.
I agree with you. (Sana katılıyorum/Seninle aynı görüşteyim.)
We don't agree. (Anlaşamıyoruz/Aynı görüşte değiliz.)
*****
Agree, bir infinitive (to+verb 1) ya da that-clause'la birlikte
kullanılabilir.
He agreed to send me a cheque. (*He agreed sending me..., yanlış) (Bana bir
çek göndermeyi kabul etti.)
She agreed that I was right. (Benim haklı olduğumu kabul etti.)
*****
Anlam ve bağlama göre, farklı preposition'lar (edat) kullanılabilir.
-Bir tartışma konusu için about kullanılır:
They never agree about politics. (Politika konusunda asla anlaşamazlar.)
-Karar verilecek bir konu için on kullanılır:
Can we agree on a date for the next meeting? (Gelecek toplantı için bir
tarih üzerinde anlaşabilir miyiz?)
-Bir tekliften söz ederken to kullanılır:
He's agreed to our suggestion about the holiday. (Tatille ilgili teklifimizi
uygun buldu.)
-Bir görüş, fikir, açıklama, analiz vb. için with kullanılır:
I completely agree with your views on Turkish economy. (Türk ekonomisi ile
ilgili görüşlerine tamamen katılıyorum.)
-Bir kişi ile anlaşmaktan bahsederken with kullanılır:
It's a good idea to agree with the boss most of the time. (Patronla iyi
geçinmek, hemen her zaman iyi bir fikirdir.)
*****
Özne çoğul olduğunda, passive (edilgen) bir yapı kullanılabilir, ama oldukça
resmi bir kullanımdır.
Are we all agreed, gentlemen? (Anlaştık mı beyler?)
The committee are agreed that it would be a mistake to spend any more money
on the project. (Komite, bu projeye para harcamanın artık, bir hata olacağı
hususunda anlaşmaya vardı.)
Başa Dön



alike
Alike 'bibirine benzeyen' demektir. Sadece fiilden sonra (predicative
position) kullanılır. Karşılaştırın:
His two daughters are very (much) alike. (Onun iki kızı birbirine çok
benzer.)
He's got two very similar-looking daughters. (*...alike daughters, yanlış.)
(Onun birbirine çok benzeyen iki kızı var.)
Başa Dön



all / every
All ve everyoldukça benzer anlamlara sahiptir. Her ikisi de, genel olarak
kişiler ve şeyler hakkında konuşurken kullanılabilir. Ancak, all çoğul bir
isim ve fiille kullanılabilirken, every sadece tekil kelimelerle birlikte
kullanılabilir.
All Mondays are horrible. (Bütün pazartesiler berbattır.)
Every Monday is horrible. (Her pazartesi berbattır.)
Not all Welshmen speak Welsh. (Bütün Galliler, Galce konuşmaz.)
Not every Welshman speaks Welsh. (Her Galli, Galce konuşmaz.)
All ve every belli bir grubun üyeleri hakkında konuşmak için de
kullanılabilir. (All'dan sonra the veya başka bir 'determiner' kullanılır,
every'den sonra kullanılmaz.) Every, çoğu zaman, bir istisna olmadığı
fikrini vurgular.
'She's eaten all the biscuits.' 'What, every one?' 'Every single one!'
('Bütün bisküvileri yedi.' 'Ne, hepsini mi?' 'Hepsini!.')
All aynı zamanda '...'ın her parçası' anlamında tekil bir kelimeyle de
kullanılabilir. Every'nin bu anlamı yoktur. Karşılaştırın:
She was here all day.[=the whole of the day] (O, bütün gün buradaydı.)
[=günün tamamında]
She was here every day. [=she didn't miss a day] (O, her gün buradaydı.)
[=bir gün bile kaçırmadı.]
Başa Dön



all / whole


Hatalı kullanım:
*She sat reading the all time.
*I've lived here my all life.
*Whole London was burning.
*She drank the whole wine


Telaffuzları benzer olduğundan, bu iki kelime kolaylıkla karıştırılabilir.
Whole ve all sık sık aynı anlamda kullanılır. Ancak, cümledeki yerleri
değişiktir. All artikelden, iyelik sıfatından veya diğer
determiner(=belirleyici)'lardan önce; whole ise sonra gelir. Karşılaştırın:
all the time   the whole time
all my life   my whole life
all this confusion   this whole confusion
Whole'ün bir artikel ya da başka bir determiner yoksa, tekil bir isimle
kullanılamayacağına dikkat ediniz. 'The whole city was burning' (Bütün şehir
yanıyordu) diyebiliriz, ama *'Whole London was burning' (Bütün Londra
yanıyordu) diyemeyiz.
Çoğul isimlerle kullanıldıklarında, whole ve all farklı anlamlara sahiptir.
Whole 'complete, entire'(=tamamı, bütünü); all ise every(=herbiri) anlamına
gelir. Karşılaştırın:
All Indian tribessuffered from white settlement in America.
(Amerika'ya beyazların yerleşmesinden, bütün kızılderili kabileleri muzdarib
oldular.)[=Every Indian tribe suffered...]
Whole Indian tribes were killed off. (Kızılderili kabilelerinin tamamı
öldürüldü.)[=Complete tribes were killed off]
Whole, sayılamayan (=uncountable) isimlerle pek sık kullanılmaz; bazılarıyla
ise hiç kullanılamaz. All the money, all the wine diyebiliriz, fakat *the
whole money, *the whole wine diyemeyiz.
The whole of ibaresi, tekil isimlerle birlikte, whole yerine kullanılabilir.
The whole of, artikel ve iyelik zamirlerinden v.b. önce gelir. Örnek:
the whole of the time     the whole of this confusion
the whole of my life
Başa Dön



allow / permit / let
Allow ve permit
Bu iki kelime, benzer anlam ve kullanımlara sahiptir. Permit, biraz daha
resmi, allow ise "informal" İngilizce'de daha yaygındır.
Her iki kelimeden sonra object+infinitive kullanılabilir:
We do not allow/permit people to smoke in the lecture hall.
(Konferans salonunda, insanların sigara içmesine izin vermeyiz. [Hayvanlar
zaten içmez.])
Kişisel nesne (personal object) yoksa, gerund (-ing form) kullanılır:
We do not allow/permit smoking in the lecture hall. (Konferans salonunda
sigara içilmesine izin vermeyiz.)
Pasif cümlelerde, kişisel özneler ve gerund özneler kullanılabilir:
People are not allowed/permitted in the lecture hall.
Smoking is not allowed/permitted in the lecture hall.
"Impersonal" pasif yapıda allow kullanılamaz.


Hatalı kullanım: *It is not allowed to smoke in the...


Allow, (permit değil) şu şekilde kullanılabilir:
She wouldn't allow me in (İçeri girmeme izin vermezdi.)
Mary isn't allowed out at night. (Mary, geceleri çıkmaya izinli değil.)
Let
Let, bu üç kelimenin en az resmî olanıdır. Please allow me to buy you a
drink (Sana bir içki almama izin ver lütfen) resmî ve nazik bir ifadedir.
Let me buy you a drink (Dur sana bir içki alayım) ise arkadaşça ve
gayriresmîdir.
Let; allow ve permit'ten farklı bir yapıda kullanılır ve object+to'suz
infinitive tarafından takip edilir:
Let me help you. (Bırak yardım edeyim.)
Let, pasif yapıda pek kullanılmaz; yerine allow kullanılır:
I wasn't allowed to pay for the drinks. (*I wasn't let...) yanlıştır.
Başa Dön



almost / nearly
Nearly ve almost, benzer anlamlara sahiptir ve pek çok durumda, birbirinden
farklı olmaksızın kullanılabilirler. Genellikle, almost, nearly'den "biraz
daha yakın" anlamında kullanılır. Dolayısıyla, saat 12.15'te It's nearly
lunchtime (Neredeyse öğle yemeği vakti) diyebilirken, saat 12.27'de It's
almost lunchtime diyebiliriz.
We're nearly there      We're almost there (Hemen hemen oradayız/Oraya çok
yakınız/Oraya varmak üzereyiz)
She's nearly six feet tall.      She's almost six feet tall. (Yaklaşık altı
feet boyundadır.)
I nearly fell off my bike.      I almost fell off my bike. (Neredeyse
bisikletimden düşüyordum.)
I'm nearly as clever as him.      I'm almost as clever as him (Neredeyse
onun kadar zekiyim.)
Bütün bu durumlarda, oldukça somut fikirler hakkında konuştuğumuza dikkat
ediniz: Zaman ya da uzaydaki gelişmeler veya ölçülebilir,
karşılaştırılabilir şeyler gibi. Anlamın bunadan farklı olduğu diğer
durumlarda, nearly her zaman kıllanılamaz.


Hatalı kullanım:
*Our cat understands everything - he's nearly human.
I nearly think you're right.
It's nearly incredible.
My aunt's got a strange way of talking. She nearly sounds foreign.


Buradaki durumlarda, belli bir sona varan gelişmelerden (insanların daha
yabancı olması; kedilerin daha insanlaşması) veya ölçülmesi kolay şeylerden
söz etmiyoruz. Bu gibi durumlarda nearly değil, almost kullanılır.
Our cat understands everything - he's almost human. (Kedimiz herşeyi anlar -
o, nerdeyse bir insan.)
I almost think you're right. (Hemen hemen haklı olduğunu düşünüyorum.)
It's almost incredible. (Hemen hemen inanılmaz.)
My aunt almost sounds foreign. (Teyzem, hemen hemen bir yabancı gibi
konuşur.)
In that long dress she looks almost graceful. (Not: *...nearly graceful.) (O
uzun elbiseyle, neredeyse zarif görünüyor.)
Nearly'nin never, nobody, no-one, nothing, nowhere, no ve none 'la birlikte
pek sık kullanılmadığına dikkat edin. Bunun yerine, ya almost, ya da
non-negative (olumsuzluk ifade etmeyen) bir formla birlikte hardly
kullanırız.
almost never      hardly ever (hemen hemen hiç)
almost nobody      hardly anybody (neredeyse hiç kimse)
almost no money      hardly any money (neredeyse hiç para [yok])
Başa Dön



along


Hatalı kullanım:
*All along the journey she kept complaining.
Along the story, we learn how...


Along, uzun ve ince şekiller ifade eden, road, river, corridor, line gibi
kelimelerle birlikte kullanılır.
I saw her running along the road. (Onu yol boyu koşarken gördüm.)
His office is along the corridor. (Onun bürosu, koridor üzerinde.)
Daha soyut kelimelerle (veya zaman ve hareket belirten isimlerle) birlikte
through kullanılır.
All through the journey... (Bütün yolculuk boyunca...)
Through the story, we learn how... (Hikâyeyi dinlerken öğreniyoruz ki...)
Right through the meal... (Yemeğin başından sonuna...)
Zamana atıfta bulunan kelimelerle birlikte, all ... long yapısı kullanılır.
I could sit and look at you all day long. (Gün boyu oturup seni
seyredebilirim.)
I'd like to live somewhere where the sun shines all year long. (Güneşin yıl
boyu parladığı bir yerde yaşamak isterdim.)
Ayrıca, along'un zarf olarak, come along (=come with me), walking along
(=walking on one's way) gibi ifadelerdeki özel kullanımına da dikkat ediniz.
Başa Dön



aloud / loudly
Loudly, bir sesin gücünden söz ederken kullanılır. Zıt anlamlısı
quietly'dir.
When they're arguing, they talk so loudly that the people in the next flat
can hear every word.
(Tartışırken o kadar yüksek sesle konuşuyorlar ki, bitişik dairedekiler her
kelimeyi duyabilirler.)
Aloud, genellikle, read ve think fiilleriyle birlikte, kelimelerin sadece
sessizce zihinde düşünülmediğini, söylendiğini ifade etmek için kullanılır.
She has a very good pronunciation when she reads aloud. (Sesli okurken, çok
güzel bir telaffuzu var.)
'What did you say?' - 'Oh, nothing, I was just thinking aloud. ('Ne
dedin?' - 'Hiç birşey, sadece sesli düşünüyordum.')
Başa Dön



already / all ready
Already, 'şu an itibariyle', 'halihazırda', 'beklenenden daha erken'
anlamına gelir.
She's already here. - I wasn't expecting her till ten. (O, şu an burada -
Saat 10.00'a kadar beklemiyordum.)
All ready ise, all (=everybody veya everything) ve ready sözcüklerinin bir
arada kullanılmasından ibarettir.
Are you all ready? (Hepiniz hazır mısınız?)

 

         * Bu site en iyi 800X600 ekran çözünürlüğünde görüntülenebilir* 

                   * Copyright © 2000-2001 http://www.cizgiotesi.4t.com Tüm Hakları Saklıdır.  

          "İzin alınmadan tamamı veya bir kısmı kopyalanamaz"

Mustafa Erdal S.Ü.İlahiyat Fakültesi