Buraya herhangi bir şey yazın
about
/ on Toothache is horrible. (Diş ağrısı berbattır.) I have a toothache. (Bir diş ağrım var.) Vücudun diğer bölümleri ağrıdığında ise, to ache (=ağrımak) fiili kullanılır. My legs ache. (Bacaklarım ağrıyor.) Not: Hearthache (=kalp ağrısı) edebî bir terim olup, romantik keder ve depresyon için kullanılır. across / over Across ve over edatları, genellikle benzer anlamlarda kullanılmakla birlikte, bazı farkları vardır. Her ikisi de, bir hattın, ırmağın, yolun vb. 'üzerinden' veya 'öbür tarafına' anlamında kullanılabilir. (Burada söz konusu olan, durum ya da hareketin 'uzun ve ince' şeylerle ilgili olmasıdır.) We walked over/across the road. (Yolun bir yanından öbür yanına yürüdük. [Karşıdan karşıya geçtik.]) See if you can jump over/across the stream. (Bak bakalım, derenin üzerinden atlayabilir misin?) His room's just over/across the corridor. (Onun odası hemen koridorun karşısında.) We'll be over/across the frontier by midnight. (Gece yarısı itibariyle sınırın öbür yanında olacağız. Over, suyun üzerindeki (on/above) hareketler için kullanılır, fakat suyun içindeki (in) hareketler için kullanılmaz, (bu durumda across kullanılır.) How long would it take to swim across the river? (Nehri yüzerek geçmek ne kadar zaman alır?) ***** Her ikisi de, yüksek bir engelin (duvar,çit, dağ silsilesi vb.) 'öbür tarafında, öbür tarafına' anlamında kullanılabilir, fakat sadece over, bu tür şeylerin 'üzerinden tırmanarak aşmak' anlamında kullanılır. Karşılaştırın: If we can be over/across the fence before sunrise, we've got a chance. (Eğer gün doğmadan önce, çitin öbür tarafında olabilirsek, bir şansımız var.) When I last saw him, he was climbing very slowly over the fence. (*...across the fence, yanlış.) (Onu son gördüğümde çok yavaşça çitin üzerine tırmanıyordu.) ***** Across ve over, her ikisi de, bir alan (tarla, çöl, dans pisti vb.) içerisindeki hareketler için kullanılabilir. Who are those people wandering over/across the fields? (Tarlalarda dolaşan o insanlar kim? Ama , 'alanın bir tarafından diğer tarafına' demek istersek, sadece across kulanırız. It took him six weeks to walk across the desert. (*...over the desert, yanlış.) (Çölü yürüyerek geçmek, onun altı haftasını aldı.) Over, normal olarak, üç boyutlu yerlerdeki (oda vb.) hareketler için kullanılmaz. He walked across the room, smiling strangely. (*..over the room, yanlış.) (Acayip bir biçimde gülümseyerek, odanın bir başından öbür başına yürüdü. ***** Zarf (adverb) olan over'ın, burada anlattığımız edat olan over'dan daha geniş bir manası olduğuna dikkat ediniz. *Let's swim over the river to the castle (=*Kaleye kadar nehri yüzerek geçelim) diyemeyiz, fakat, Let's swim over to the castle (=*Kaleye kadar yüzelim) diyebiliriz. across / through Hatalı kullanım: *It took us two hours to walk across the forest. Across ve through, her ikisi de, bir sahanın 'bir yanından öbür yanına' yapılan bir hareket için kullanılabilir. Across, hareketin bir yüzey (surface) üzerinde olduğunu belirtir. Through ise, üç boyutlu (three-dimensional) bir yerdeki hareketi ifade eder. Karşılaştırın: The lake was frozen, so we walked across the ice. (Göl donmuştu, dolayısıyla buzun üzerinden karşıya yürüdük.) It took us two hours to walk through the forest. (Ormanın içinden geçmek iki saatimizi aldı.) I walked across the square to the cafe. (Meydanı geçerek cafe'ye gittim.) I pushed through the crowds to he bar. (Kalabalığı yararak, barikata ulaştım.) ***** Through, nehir gibi 'ince ve uzun' şeylerin bir tarafından öbür tarafına hareketler için kullanılmaz. She swam across the river. (*...through the river, yanlış.)(Yüzerek nehirden karşıya geçti.) actual / actually Hatalı kullanım: *Uneployment is a very actual problem. *The population of London used to be higher than actually. Halihazırda devam etmekte olan şeyler için, mesela; present, up-to-date, current, topical, just now, at the moment, at present kullanılır. Unemployment is a current problem. (İşsizlik güncel bir problemdir.) The population of London used to be higher than at present. (Londra'nın nüfusu şimdikinden daha fazlaydı.) Actual ve actually, bu anlamda kullanılmaz. Bunlar, real, really veya in fact ile hemen hemen aynı anlamdadır ve çoğunlukla, yanlış anlamaları düzeltmek ya da beklenmeyen bir bilgi vermek için kullanılırlar. The book says he was 47 when he died, but his actual age was 45. (Kitap, öldüğünde onun 47 yaşında olduğunu söylüyor, ama gerçek [doğru] yaşı 45'ti.) 'Hello, Ali. Nice to see you again.' -'Actually, my name's Ahmet.' ('Merhaba, Ali. Seni tekrar gördüğüme sevindim.' -'Aslında benim adım Ahmet'tir.') 'Could I speak to Necla?' -'Well, she's on holiday, actually.' ('Necla'yla konuşabilir miyim?' -'Doğrusunu isterseniz, o tatilde.) Actually, özür dilerken de sıkça kullanılır (daha doğrusu kötü bir haberi, yumuşatarak vermek için). 'How did you get on with my car?' -'Well, actually, I'm terribly sorry, I'mafraid I had a crash.' ('Arabamı nasıl buldun [iyi miydi]?' -'Eee, aslında çok üzgünüm, korkarım bir kaza yaptım.') |
|
* Bu site en iyi 800X600 ekran çözünürlüğünde görüntülenebilir* * Copyright © 2000-2001 http://www.cizgiotesi.4t.com Tüm Hakları Saklıdır. "İzin alınmadan tamamı veya bir kısmı kopyalanamaz" |