Free Web Hosting Provider - Web Hosting - E-commerce - High Speed Internet - Free Web Page
Search the Web

about

Buraya herhangi bir şey yazın
veya yazmak zorunda değilsiniz ancak burası böle kalmalı çünkü banner ı yok edeceğiz..

İngilizce Terimler

" Çizgilerin bittiği yerde biz varız.."

 

about / on
A book about Africa ile a book on Africa arasındaki fark nedir? On, bir kitabın, makalenin, konferansın vs. ciddî, akademik ve uzmanlara hitabedecek nitelikte olduğunu belirtmek için kullanılır. Verilen bilgi daha genel veya iletişimin şekli daha sıradan ise çoğunlukla about kullanılır.
Karşılaştırın:
A textbook on African history; a book for children about Africa and its peoples
(Afrika tarihi üzerine bir [ders] kitabı; Africa ve halkları hakkında, çocuklar için bir kitap)


A lecture on economics; a conversation about money (Ekonomi bilimi konusunda bir konferans; para hakkında bir konuşma)

An article on Turkish industrial problems; an argument about strikes (Türk sanayiinin sorunları üzerine bir makale; grevler hakkında bir tartışma)

above / over
Above ve over, her ikisi de '...den daha yüksek/yukarıda' anlamında kullanılabilir.
The water came up above/over our knees. (Su, dizlerimizin üzerine kadar çıktı.)
Can you see the helicopter above/over the palace? (Sarayın üzerindeki helikopteri görebiliyor musun?)
'Kaplamak, her yanına yayılmak' veya 'bir baştan öbür başa' anlamı verilmek istendiğinde ise genellikle over kullanılır.
The plane was flying over Denmark. (Uçak Danimarka üzerinden uçuyordu.)
Electricity cables stretch over the fields. (Elektrik kabloları, tarlaların bir başından öbür başına uzanır.)
There's thick cloud over the south of England. (İngiltere'nin güneyi bulutlarla kaplı.)
*****
Sayılarla ve miktar veya ölçü bildiren ifadelerle birlikte, over(='...den fazla) kullanmak daha yaygındır.
There were over 100 000 people at the pop festival. (Pop festivalinde 100 000'den fazla kişi vardı.)
You have to be over 18 to see this film. (Bu filmi seyredebilmen için, 18 yaşından büyük olman gerek.)
Fakat ölçüyü dikey (yukarı-aşağı) bağlamda düşündüğümüz takdirde above kullanırız.
The temperature is three degrees above zero. (Sıcaklık sıfırın üstünde üç derece.)
She's well above average in intelligence. (O, zekâ bakımından, ortalamanın epeyce üzerinde.)
Rakım (arazi yüksekliği), deniz seviyesine göre (above sea-level) verilir.
Over ve above'ın aşağıdaki örnekte kullanılışını karşılaştırın:
The summit of Everest is over 8000 metres above sea-level.
(Everest'in zirvesi deniz seviyesine göre 8000 metreden daha yüksektir.
*****
Kitap, defter ve benzeri şeylerde see over, 'bir sonraki sayfaya bak'; see above 'yukarıda/daha önce yazılana bak' anlamına gelir.

according to / in my opinion

Hatalı kullanımlar:
*According to me, the rent's too high.
*According to his opinion, the Socialists are going to win.

According to'yu, verdiğimiz bilgi diğer kişilerden, kitaplardan vb. geliyorsa kullanırız. Diğer bir deyişle, according to 'eğer X'in söylediği doğru ise' anlamına gelir.
According to Ahmet, his boss is a real tyrant. (Ahmet'e göre, patronu tam bir tiran.)
According to the timetable, the train gets in at 8.27. (Tarife'ye göre, tren 8.27'de geliyor.)
According to, genel olarak view veya opinion gibi kelimelerle kullanılmaz.
Doğru kullanım, Government's view (=hükümetin görüşü), in his opinion (=onun grüşüne göre) vb. şeklindedir.
In my opinion, the rent's too high. (Bence, kira aşırı yüksek.)
In my opinion, the Socialists are going to win. (Bence, Sosyalistler kazanacak.)

aches
Headache normal bir countable (sayılabilir, yani a/an artikeli ve çoğul eki alabilir) isimdir.
I've got a headache.(Başım ağrıyor.)
I've often get headaches. (Sık sık başım ağrır.)
Diğer ağrılar, (toothache=diş ağrısı, earache=kulak ağrısı,
stomach-ache=mide/karın ağrısı, back-ache=sırt ağrısı) countable veya
uncountable (sayılamaz, çoğul eki almayan) olabilir. İngiliz İngilizcesi'nde, bunların uncountable (yani belirsiz artikel a/an'siz ve
çoğul eksiz) kullanımı daha yaygındır.
I've got toothache. (Dişim ağrıyor.)
I've had toothache three times a week. (Haftada üç kez dişim ağrır.)
Amerikan İngilizcesi'nde ise, arada bir gelip giden türden ağrılar için, a toothache (bir diş ağrısı), a stomachache (bir karın ağrısı) vb. kullanımlar vardır.

Karşılaştırın:
Toothache is horrible. (Diş ağrısı berbattır.)
I have a toothache. (Bir diş ağrım var.)
Vücudun diğer bölümleri ağrıdığında ise, to ache (=ağrımak) fiili kullanılır.
My legs ache. (Bacaklarım ağrıyor.)
Not:  Hearthache (=kalp ağrısı) edebî bir terim olup, romantik keder ve depresyon için kullanılır.

across / over
Across ve over edatları, genellikle benzer anlamlarda kullanılmakla birlikte, bazı farkları vardır. Her ikisi de, bir hattın, ırmağın, yolun vb. 'üzerinden' veya 'öbür tarafına' anlamında kullanılabilir. (Burada söz konusu olan, durum ya da hareketin 'uzun ve ince' şeylerle ilgili olmasıdır.)
We walked over/across the road. (Yolun bir yanından öbür yanına yürüdük. [Karşıdan karşıya geçtik.])
See if you can jump over/across the stream. (Bak bakalım, derenin üzerinden atlayabilir misin?)
His room's just over/across the corridor. (Onun odası hemen koridorun karşısında.)
We'll be over/across the frontier by midnight. (Gece yarısı itibariyle sınırın öbür yanında olacağız.
Over, suyun üzerindeki (on/above) hareketler için kullanılır, fakat suyun içindeki (in) hareketler için kullanılmaz, (bu durumda across kullanılır.)
How long would it take to swim across the river? (Nehri yüzerek geçmek ne kadar zaman alır?)
*****
Her ikisi de, yüksek bir engelin (duvar,çit, dağ silsilesi vb.) 'öbür tarafında, öbür tarafına' anlamında kullanılabilir, fakat sadece over, bu tür şeylerin 'üzerinden tırmanarak aşmak' anlamında kullanılır.
Karşılaştırın:
If we can be over/across the fence before sunrise, we've got a chance. (Eğer gün doğmadan önce, çitin öbür tarafında olabilirsek, bir şansımız var.)
When I last saw him, he was climbing very slowly over the fence. (*...across the fence, yanlış.)
(Onu son gördüğümde çok yavaşça çitin üzerine tırmanıyordu.)
*****
Across ve over, her ikisi de, bir alan (tarla, çöl, dans pisti vb.) içerisindeki hareketler için kullanılabilir.
Who are those people wandering over/across the fields? (Tarlalarda dolaşan o insanlar kim?
Ama , 'alanın bir tarafından diğer tarafına' demek istersek, sadece across kulanırız.
It took him six weeks to walk across the desert. (*...over the desert, yanlış.) (Çölü yürüyerek geçmek, onun altı haftasını aldı.)
Over, normal olarak, üç boyutlu yerlerdeki (oda vb.) hareketler için kullanılmaz.
He walked across the room, smiling strangely. (*..over the room, yanlış.)
(Acayip bir biçimde gülümseyerek, odanın bir başından öbür başına yürüdü.
*****
Zarf (adverb) olan over'ın, burada anlattığımız edat olan over'dan daha geniş bir manası olduğuna dikkat ediniz. *Let's swim over the river to the castle (=*Kaleye kadar nehri yüzerek geçelim) diyemeyiz, fakat, Let's swim over to the castle (=*Kaleye kadar yüzelim) diyebiliriz.

across / through

Hatalı kullanım:
*It took us two hours to walk across the forest.
Across ve through, her ikisi de, bir sahanın 'bir yanından öbür yanına' yapılan bir hareket için kullanılabilir. Across, hareketin bir yüzey (surface) üzerinde olduğunu belirtir. Through ise, üç boyutlu (three-dimensional) bir yerdeki hareketi ifade eder. Karşılaştırın:
The lake was frozen, so we walked across the ice. (Göl donmuştu, dolayısıyla buzun üzerinden karşıya yürüdük.)
It took us two hours to walk through the forest. (Ormanın içinden geçmek iki saatimizi aldı.)
I walked across the square to the cafe. (Meydanı geçerek cafe'ye gittim.)
I pushed through the crowds to he bar. (Kalabalığı yararak, barikata ulaştım.)
*****
Through, nehir gibi 'ince ve uzun' şeylerin bir tarafından öbür tarafına hareketler için kullanılmaz.
She swam across the river. (*...through the river, yanlış.)(Yüzerek nehirden karşıya geçti.)

actual / actually

Hatalı kullanım:
*Uneployment is a very actual problem.
*The population of London used to be higher than actually.
Halihazırda devam etmekte olan şeyler için, mesela; present, up-to-date, current, topical, just now, at the moment, at present kullanılır.
Unemployment is a current problem. (İşsizlik güncel bir problemdir.)
The population of London used to be higher than at present. (Londra'nın nüfusu şimdikinden daha fazlaydı.)
Actual ve actually, bu anlamda kullanılmaz. Bunlar, real, really veya in fact ile hemen hemen aynı anlamdadır ve çoğunlukla, yanlış anlamaları düzeltmek ya da beklenmeyen bir bilgi vermek için kullanılırlar. The book says he was 47 when he died, but his actual age was 45. (Kitap, öldüğünde onun 47 yaşında olduğunu söylüyor, ama gerçek [doğru] yaşı 45'ti.)
'Hello, Ali. Nice to see you again.' -'Actually, my name's Ahmet.' ('Merhaba, Ali. Seni tekrar gördüğüme sevindim.' -'Aslında benim adım Ahmet'tir.')
'Could I speak to Necla?' -'Well, she's on holiday, actually.' ('Necla'yla konuşabilir miyim?' -'Doğrusunu isterseniz, o tatilde.)
Actually, özür dilerken de sıkça kullanılır (daha doğrusu kötü bir haberi, yumuşatarak vermek için).
'How did you get on with my car?' -'Well, actually, I'm terribly sorry, I'mafraid I had a crash.'
('Arabamı nasıl buldun [iyi miydi]?' -'Eee, aslında çok üzgünüm, korkarım bir kaza yaptım.')

         * Bu site en iyi 800X600 ekran çözünürlüğünde görüntülenebilir* 

                   * Copyright © 2000-2001 http://www.cizgiotesi.4t.com Tüm Hakları Saklıdır.  

          "İzin alınmadan tamamı veya bir kısmı kopyalanamaz"

Mustafa Erdal S.Ü.İlahiyat Fakültesi