GONYA'DA GIŞ
GECELERİ

Efendim, bizim Gonya'nın gış geceleri bööle
bir mejmuanın sayfalarında filan iki satır yazılıp da ağnaşılacak şiy değildir.
Onnarı bizzat yaşamak ilazım. Amma napalım ben size şööle dilimin döndüğü
gadar ağnadayım da siz de ağnayabildiğiniz gadar ağnayın oldu mu?
O zemherinin, garagışın, oniki gün arasının yaşandığı
günner Gonya'da garsız gış olmazdı ki. Şimdi ahali yoldan çıktığı gibi
mevsimler filan da şaşırdı, gar-yağmur görmeden nerdeyse bakara sıkıyoruz.
Şöölem lapa lapa garlar yağıp gamış selennerden, oluklardan adam boyu sülükler
sarkacak, gonu-gonşu birbirine giderkene patır patır garlara basacak, tahta
küreklernen dam küreyeceğiz, garın üstüne bekmez döküp yiyeceez falan da gış
olduğunu annıyacaz hazar. Hani o manifaturacıların gumaş sardığı garton boruları
elimize alacaaz, govanın ortasına dikip pışgı tozu yerine yani senin annıyacağın
talaşı basdıra basdıra doldurup misafir odasının zopasını yakacaaz. Misafirler
gelmeden bir-iki saat önce zopanın üsdüne de bakır güğümünen garnı böyük
çaydannığınan demliği de goyduk mu ya dışarda dipi-bora da olsa o iki ana bi guzu
toprak evlerimiz banamısın dimez, imil imil ısınır, bi yanda zopanın ıççağı,
öbür yanda çaydannığın ülüğünden çıkan bukarlar içeriyi büngüldedir
gaari. Gadife yasdıklar, ev dolamaları, yun minderler de serildi mi ya, oda hazır,
gelsin garim damatlar, bacanaklar, gelinner, görümceler, torunnar, hacı rafıkları,
dünürler, eltiler, emmizadeler... Aklına kim gelirse, o gün kimin sırasıysa...
İki ganatlı gapının tokmağı çalınıp da
"buyrun, buyrun, buyrun... Ana maşşallah, age örtünü çıkar, lastiklerde gar
dolmuş age bir çırpalıp,
girinele girin, üşümen, buyrun hele..." dirken ilk yarım saat
hoşgeldin-besgitgin faslıynan bir harala güreleynen geçer. Böyükler
"napan-nörün", "iyiyiz valla siz nöörüsünüz", "biz de
iyiyz nöörelim..." diyip minderlere yamışırken, güccükler de birbirinin
öğürünü bulup dengi dengine desdiğini, ağzıaçığın, eşşiğin kenarında gendi
vakdetlerine oyun gurmaya başlallar. Evin gelin hanımı, sade gaaveleri yitişdirip
dutarkan güççükler "anne, ben de..." diller. Ordan gendi bıyıklarını
görmeyen nene çıkışıır: "Hööt, çocuklar gaave mi içerimiş, bıyığın
çıkar" diyi azarlar. Çocuklar mızıldanadururken zopanın üstündeki gaynayan
çaydannık bir alamanyıynan dutulup onun bunun ayağına-başına dökülmeden mabiyene
çıkardılır. Ordaki güççük tüpde çay demlenip o da içilir. Çocuklara paşa
çayı yapılır, şekerler çaylar halıya-mindere dökülür, bu arada bir-iki sumsuk
yiyen çocuklar "Ana dur gıy vurma, çocuk noolacak, age tatta bezini alda
ge, bir
gırgırlayıvırın bişşi yok" diyen annaneye, neneye sokulup nazlanır. Dirken
efendim çay-gaave faslı biterken saat on-onbuçuğu bulur. Bu ara misafirler laf olsun
diyi "Ana'h vakit ipbi olmuş, kaksak bari" filan dirkene ev saapları
"Durun ele daha yini geldiniz, daha esgi sakatin dokuzu" dir. Zaten misafirin
niyeti de kakmak deyil de hadi bişşiler getireceeseniz getirin gari dimek isdemiştir.
Hemen o esnada Osmanlı gayınnalar bir gaş-göz hareketiynen gelinnere-gızlara
talimatı virir. Bak garim sen manzaraya:
Biti gareder böyük sufrabezi yillendirilerek Sille halısının
üsdüne serilir, ortasına bir gasnak ya da elek, sininin üsdüne de gasde kiyatları
serilir. Anaav garim ağzınız filan sulanacak şimdi; ööle yirin altındaki
gocabakkaldan bir-iki poşete sıkışdırılmış çarşı işi guruyemiş filan deyil
haa, hepbisi "made in yirli mali" evden derametlenmiş, bir yaz boyu gış için
hazırlanmış yiyecekler, nevaleler, hangı birini sayıyım size: Büzgülü üzümler,
diylekler, heverikler, gaysı gurusu, erik gurusu, ziytinyağından yağlı müsür,
bulgur, genevir, gubuklu fısdık, incir, kfülü piynir, bekmez, ireçel, tereyağ,
tandır ekmeği, irişki, yani sucuk bastırma...Anaav say say bitmez gari. Dişi olannar
kütür kütür yirkene dişsiz nineler-dedelere havan getirilir, bulgurdan, gavurgadan
şekerli gavıt yapılır, onnar da genzine gaçırmadan şeker gaşşığıynan imil imil
öğüdüller. Garim sufranın başında kimsenin aklına saat filan gelmez...Bi de
bakmıssın evin parmaklıklı camları buhar olmuş buharlar gayıp su olmuş cam
parıldamış ayın ışığında garlar parıl parıl parlarkana ense gapısının orda
köpekler uluşmaya başlamış. İşte az önceki gibi yalancıktan deyil de misafirler
essahdan "ana' vakıt ilerlemiş yaav, kakalım gaari" diller. Ev saabı da
busefer önceki gibi pek içden deyil de açcık şehirli teklifi olarak "oturun
yaav, daha erken" dir.
Bir-iki nazlanmadan soona güçcük çocuklar
sarılır-dürülür, paltolar zopada ısıdılıp böyüklerin omuzuna dutulur.
"Hadin Allasmarladık siz de buyurun gelin", "İyşallah, gusoora bakman,
bunu saymayız, gine buyurun" "Ne var da, ne gusoruna bakacaaz. Daka
noolacak,
zaamet oldu, inişdemin canına deysin..." "Afiyet ossun, yah oturup kakmayı
pek severdi, nur içinde yatsın"... Dirkene laf ipbi uzar gaarim bir uğurlama
bandosu eğsik, misafir uğurlanıp ev saapları ellerini oğuşdurup "uuuh"
diyerek zopanın başında bi ısınıp telaşı savmanın hafifliğiynen yatmaya
hazırlanır....
Yaa hay okuyucular, işde bööleydi bizim Gonya'nın gış
geceleri. Şimdi siz esnemez solumaz galoriferli odalarda, alengirli goltuklarda, porselen
dabaklar, fiyakalı peçeteler, resmi ağılamalarda hiç zevk alabiliyor, bir samimiyet
bulabiliyor musunuz? :)))