Buraya herhangi bir şey yazın
Röportaj Yapan: Mustafa Erdal MEZUNLARIMIZI
UGURLARKEN Bir fakülteyi bitirmenin, o alanla ilgili bütün
bilgileri elde etmek olmadığını herkes bilir. Hayatın tamamı bir eğitim
ve öğrenimdir. Bir fakülteyi bitirmek, aslında yeni bir öğrenim dönemine
başlamaktır. Öğrenmenin yanında öğretme dönemi de başlamaktadır. Asıl
kalıcı bilgi, bundan sonra elde edilen bilgidir. Çünkü bu bilgi, problemle
karşılaşılarak elde edilmektedir ve hafızada bu tür bilgiler daha çok iz
bırakır. Aslında tüm eğitim kurumlarında elde edilen
bilgiler, anahtar bilgilerden öteye geçmez. Özellikle dinî eğitim kurumlarında
elde edilen bilgiler, nerdeyse anahtar olabilecek düzeye de neredeyse ulaşmamaktadır.
Hemen hemen bilim dallarının tamamında bu bilim dallarının günümüz
problemlerine getirmesi gereken çözümlerden çok bu bilim dallarının tarihi
olduğu bir gerçektir. Kaldı ki bu bilim dallarına yeterince zaman ayrılmadığı
da göz önünde bulundurulmalıdır. Kur’an’ın tefsiri açısından
meseleye baktığımızda, İlahiyat fakültelerinde bir tefsir hocasının gözetiminde
Kur’an’ın ancak yüzde biri kadar bir miktar okutulabilmektedir. Halbuki
Kur’an-ı Kerim dinî ilimlerin, dinin temelidir. Bu nedenle yeni hayatınıza
başlarken mutlaka bilgilerinizi yeniden test edin; doğruluğundan emin olun,
sonra bu bilgileri başkasına öğretin. TEFSİR TARİHİ Kur’an’ın bazı âyetlerinin belli olaylar üzere
indirildiklerini hem Kur’an’ın bazı âyetlerinden ve hem de konuyla ilgili
rivayetlerden anlıyoruz. Geri kalan diğer âyetler ise, genel sebeplerle inmişlerdir.
Belli olaylar üzerine indirilmiş olan âyetlerle bu âyetler birlikte inanan
topluma inanç esasları, ibadet ve ahlâk konuları ve bir de sosyal hayatta
takip edecekleri kurallar konusunda rehberlik ederler. Buna göre toplum ile Kur’an arasında sıkı bir
ilişki vardır. Kur’an’ın iniş döneminde inanan toplum ile Kur’an arasında
bu sıkı ilişkiyi görüyoruz. İnananlar, inen âyetlere göre dinî hayatlarını
düzenliyor, manasını yeterince kavrayamadıkları âyetleri Peygamber’e
soruyorlardı. Pratik hayatla ilişkisi olan âyetler, bizzat Peygamber tarafından
pratiğe aktarılıyordu. Böylece Kur’an’ın ilk müfessiri Peygamber
olmaktadır. Nitekim bu görev Allah tarafından da Peygamber’e yüklenmişti.
Şayet Peygamber’in kendisi, inen bir âyetin anlamını yeterince bilemiyor
idiyse, âyeti açıklayacak yeni bir âyet bekleniyordu. Peygamber’in vefatından sonra Müslümanlar,
Kur’an âyetlerinin tefsirini/yorum ve açıklamasını, hem Peygamber’in
yaptığı açıklamalardan yararlanarak ve hem de Kur’an konusunda uzmanlaşmış
sahabîlerden öğrenerek Kur’an’ı anlamaya gayret ediyorlardı. Kuşkusuz
Kur’an âyetlerinin birçoğu açıklanmaya ihtiyaç duyulmayacak derecede
kendileri için açıktı. Söz konusu ettiğimiz durum, anlamı kendilerine
kapalı gelen âyetler içindi. Aynı durum, Tabiîn döneminde de devam etti.
Kur’an âyetlerinin tamamının açıklanmasına pek ihtiyaç duyulmuyordu. Bu
nedenle ilk dönem tefsir çalışmaları, kapalı âyetleri açıklama şeklindeydi.
İlk dönemde yapılan tefsirlerin “Garîbu’l-Kur’an”, “Maâni’l-Kur’an”
gibi isimlerle anılması bu nedenledir. Bilahare Kur’an’ın bütün âyetleri tefsir
edilmeye başlanmıştır. Tefsirde kullanılan malzeme açısından tefsirler
rivayet ve dirayet tefsirleri olmak üzere ikiye ayrılırlar. Rivayet
tefsirleri, âyetlerin tefsirinde Peygamber’in hadislerini, sahabe ve tabiînin
tefsirlerini kullanırlar. Dirayet tefsirleri ise, dil ve gramer izahlarına yer
verir ve bu izahlardan hareketle Kur’an âyetlerini tefsir ederler. Bazen bu tür
izahlara yer vermeksizin, ama bunları da hesaba katarak belli kurallar çerçevesinde
aklî yorumlarla tefsir işini yürütmüşlerdir. Ancak hiçbir dirayet tefsiri
bütünüyle rivayetleri ihmal etmediği gibi, rivayet tefsirleri de belli
oranda dirayete yer verirler. Değişik mezheplerin yaygınlaşmasından sonra
dirayet tefsirlerinde mezhep endişesi ön plana çıkmış ve her müfessir, bağlı
bulunduğu mezhebin görüşlerini savunarak karşı tarafın görüşlerini
çürütmeye yönelmiştir. Zamanla bu tür tefsirler üretken olmaktan;
toplumsal problemlere çözüm getirmekten çok, savunmacı ve saldırgan bir üsluba
yönelmişlerdir. Diğer ilimlerde gerileme, tefsir alanında da
kendini hissettirmiş, orijinal tefsirler yerine şerh ve haşiye şeklinde
tefsir yazma eğilimi ortaya çıkmıştır. On dokuzuncu asra gelinceye dek bu eğilim devam
etmiştir. İctimaî Tefsir Ekolünün kurucusu olarak kabul edilen Muhammed
Abduh’un tefsiriyle, tefsir hareketi yeni bir ivme kazanmıştır. Çağımızda
değişik ekollere mensup pek çok tefsir yazılmıştır. Her din üzerinden uzun bir müddet geçtikten sonra o dinin yaşanan şekli ile, gerçeği arasında bir mesafe yani bir sapma olmuştur. Aynı durumun, yaşanan İslam ile gerçek İslam arasında da yaşanması doğaldır. İslam öncesi dönemlerde yeni bir peygamber gelir ve bu sapmayı giderir; dini gerçek hüviyetine kavuştururdu. Peygamberimizden sonra yeni bir peygamber gelmeyeceğine göre, söz konusu sapmayı Müslüman âlimler yapacaklardır. Bunun yolu ise, yaşanan İslam’ı Kur’an ile test ederek sapmayı gidermektir.
BİLİMSEL ÇALIŞMA LİSTESİ
|
|
* Bu site en iyi 800X600 ekran çözünürlüğünde görüntülenebilir* * Copyright © 2000-2001 http://www.cizgiotesi.4t.com Tüm Hakları Saklıdır. "İzin alınmadan tamamı veya bir kısmı kopyalanamaz" |